GÖZDEN GÖNLE SEYR Ü SEFER

 

Bir görüşle başlar her şey, dilden dökülen bir çift kelam ile ardı arkası gelmez birlikte yaşanılacak dakikaların. Gözün, gözle karşılaştığı an hiçbir buluşmaya benzemez ve de bir rastlantıyla karıştırılamaz. Bambaşka bir andır o. Farklı duygular ağının çepeçevre kuşattığı, kendi içerisinde farklı bir âlem. Karşılaşan o iki gözden başka hiçbir göz de o olayın mahiyetini anlayamaz. Daha önce hiç görmediği bir ülkenin insanlarının içindeymişçesine yabancı hisseder kendini, eğreti kalır. Zira içinde olmak, bizzat görmek gerekir ya da görülmek.

 

Göz, karşısında muhatap alacağı bir çift göz bebeğini gördüğü andan itibaren görevi dile devreder. Lakin dile kıpırdayıp kelam edecek heyecanı, gücü-kudreti de gönül sağlar. Zira gönlün bam teline dokunmadan, hiçbir şey dile gelmez. Gözün gördüğünün gönülde pişmesi, olgunlaşması, sevgiyle harmanlanması gerekir. Ondan sonra gönülden dile doğru bir yolculuk başlar. Ciğerden alınan derin bir nefesle şöyle bir kendine gelir insan ve ilk sözler çıkmaya başlar dilden. Çoğu zaman titrer ses ve kartopu misali yuvalanır kelimeler ağzın içinde. Anlamsız gelebilir karşısındakine. Zira heyecan, çoğu zaman mazur görülebilir bir başka alçak gönülde. Tebessüm belirebildiyse muhatap alınan gözlere sahip yüzde; işte o zaman ortalık bayram havasına döner, uzun zamandır bekleme salonu sessizliğine bürünmüş gönülde.

 

O an itibariyle bir süreçtir başlar. Yolculuk görünür ufukta. Gözden gönle giden bir seyr ü sefere start verilir. Ve en önemlisi bu seyr ü seferde insanın heybesinde bulundurması gereken azıkların başında sevgi, saygı ve de gerçeklik gelir. Tabi bunların yanında unutulmaması gereken bir diğer konu da sebatkâr davranıp fedakârlık yapmaktır... Zira eza-cefa çekmeden bu iş yarım kalır, bir ayağı eksik sandalye misali hafif bir dengesizlik söz konusu olur. Efor sarf etmek gerekir, azm u gayret ister. Gözyaşlarıyla sulanmayan sevgi ağacının meyvesinin ham olması gibi, derd ü mihnetle toprağı işlenmeyen ilişki, zamanla erozyona uğrar ve de kuraklık kaçınılmaz olur.

 

Yolculuk esnasında hedefe odaklanan o gözü çelmeye çalışan başka gözler, başka duygular, başka hisler olsa da onları görmezden gelmelidir insan. Gözünü tamamen muhatap aldığı tek bir göz bürümeli, diğerlerine karşı bir nevi at gözlüğü takmalıdır. Emin adımlarla yürümelidir yolunda ve bu uğurda alınan her nefesi, atılan her adımı kutsal saymalıdır. Gözünden ve sırtından akan yaşları, ilerde onu bekleyen mutlu günlerin habercisi olarak bilmelidir.

 

Aradan günler-aylar geçip ufka, sevgilinin gönül kapılarının silueti düştüğü an; dimdik doğrulmalı, yorgunluk atılmalıdır eprimiş, yorgun düşmüş bedenden. Halsizlik, takatsizlik, elbiseye bulaşmış toz misali, elinin tersiyle vücuttan silkelenmelidir. Ak bir alın, ferah bir gönül ve parlayan bir çift gözle vurulmalıdır maşuğun gönül kapılarının tokmağı. Zira vicdan taşıyan bedene ait hiçbir göz, bu gerçeğe kör kesilmez, görmezden gelemez. Artık o saatten sonra ona düşen tek şey, gelen aşığı içeriye buyur etmekten, sarayın başköşesinde ağırlamaktan başka bir şey değildir. Ve o gözlere sahip eller tarafından yapılacak bir yorgunluk kahvesi, dünyanın türlü nimetlerine değecektir. Ardından söylenecek ‘afiyet olsun’ sözü de önsöz olacaktır, birlikte satır satır yazılacak destana…

 

 

 

 

PARANTEZ İÇİM

 

İki nokta üst üsteyle başlarsın hayata(:)

 

Ardı arkasını getiremediğin hüznünün, sevincinin çaresizliği olur virgüller(,)

 

Açılmak, anlatmak, haykırmak isteyip de hiçbirini yapamadığının sessizliğidir üç noktalar(…)

 

Güler misin, ağlar mısının sade duruşudur ünlemler(!)

 

Çıkmaz sokaklarında dolaştığında dünyanın, yüzleşmek istemediğindir soru işaretleri(?)

 

Ve son sözü söyleyip, kapıları sonuna kadar sürgüleyip, her türlü duygu düşüncelere gem vurmanın kara lekesidir noktalar(.)

 

Ünlemiyle, sorusuyla, noktasıyla, virgülüyle; insana lütfedilmiş, insana verilmiştir bu hayat. İşte insanoğlu; önüne servis edilen, takdim edilen bu hayatta;  hep eğriyle doğrunun,  doğruyla yanlışın med-cezirinde bir o yana bir bu yana gelip gitmektedir.  Zaten asıl mesele de, hayat denilen bu seyr ü seferin sonlarına doğru gelindiğinde, yani parantez kapanmadan önce kendi işaretlerimizle barışık olmak, onlarla küs duracak iş ve eylemlerde bulunmamak değil midir? Bu sebepledir ki, kendi iradesini bizzat kendisi tarafından kullanabilme yetisine sahip olan insanın,  parantez içine (ömrüne) kendi yaradılış felsefesine uygun noktalama işaretlerini nakış nakış işlemesi gerekmektedir. ( ? , . ! … )